Son Haberler
Anasayfa / TÜRK TİCARET KANUNU (TTK) / YENİ TÜRK TİCARET KANUNU TİCARİ İŞLETME HUKUKUNDA YAPILAN DÜZENLEMELER

YENİ TÜRK TİCARET KANUNU TİCARİ İŞLETME HUKUKUNDA YAPILAN DÜZENLEMELER

Genel

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 13/01/2011 tarihinde kabul edilmiş ve 14/02/2011 tarihli ve 27846 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
01/07/2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan yeni Türk Ticaret Kanunu, ülkemiz ticari hayatı için önemli bir değişim sürecini başlatacak olması yanında, yönetim ve denetim alanlarında ciddi sonuçları da olacaktır.Ortaklar ile yönetim kurulu üyeleri ve yakınlarının şirkete borçlanmalarının yasaklanması gibi yeni müesseseler getirilmektedir.

Yeni TTK’da tüzel kişi tacir kavramında yapılan değişiklikler :

6762 sayılı TTK’da vakıflar tüzel kişi tacir olarak sayılmamış ancak yorum yoluyla bunların da tacir olabileceği yönünde görüşler oluşturulmuştur. Söz konusu bu boşluk yeni TTK’da açıkça düzenleme yapılarak giderilmiş ve buna göre; ticari işletme işleten tüzel kişiler arasına vakıflar „da eklenmiştir. Yeni TTK’nın gerekçesi dikkate alındığında vakıfların, derneklere nazaran daha fazla ticari kazanç amacı güden tüzel kişiler olması nedeniyle bu düzenlemenin yapılması kaçınılmaz olarak değerlendirilmiştir. Yeni düzenlemeye göre gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğinde görevler için harcayan vakıfların tacir sayılmayacağı da ifade edilmiştir. (Madde 44)

Yeni TTK’da ticari işletme kavramında yapılan değişiklikler:

6762 sayılı TTK’da “Ticari işletme” kavramının somut bir tanımı bulun mamakla beraber örnekleme yoluyla bir tanım yapılmaktaydı. Yeni TTK’nın gerekçesi incelendiğinde merkez kavram olarak belirtilen ticari işletmenin, bu önemi sebebiyle daha somut olarak tanımlandığından bahsedilebilir. Buna göre ; “Ticarî işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.” Bahsi geçen sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararname ile gösterilecektir. Tanıma ek olarak ticari işletmenin bir bütün olarak yazılı bir sözleşmeyle devredilebileceği veya başka hukuki işlemlere konu olabileceği eklenmiş ve prensip olarak bütünlüğün neleri kapsadığı sayılmıştır. Bunlar; duran mal varlığı, işletme değeri, kiracılık hakkı, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet hakları ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarıdır. İşletme devri sözleşmesinde ticari işletme unsurlarının ayrıştırılabileceği de belirlenmiştir. 6762 sayılı TTK’nın aksine ticarethane ve fabrika tanımlarına yeni TTK’da yer verilmemiştir. (Madde 11)

Ticaret sicilinin tutulmasından doğan zararlar için Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın sorumluluğu :

Sicil kayıtlarının tutulmasından doğan zararların karşılanması konusunda mevcut kanunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak 559 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de, doğan zararlardan Devletin sorumlu olduğu belirtilmiş, yine de ticaret odalarına herhangi bir sorumluluk yüklenmemiştir. Söz konusu bu kararnamenin kaldırılmasının ardından sorumluluğun kime ait olduğu konusunda açık bir hüküm bulunmamaktaydı. Söz konusu bu boşluk yeni TTK ile dol durulmuş ve ticaret sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet ve ilgili odanın müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilmiştir. Söz konusu düzenlemeye göre, Devlet ve ilgili oda, sorumlu olan ticaret sicil müdürü, yardımcıları ve diğer personele kusuru oranında rücu edebilecektir. (Madde 25)

Ticaret sicili müessesine yönelik olarak getirilen yenilikler:

Ticaret sicili müessesesine yönelik olarak getirilen en önemli yenilik; sicil kayıtlarının aleniyetinin sağlanması açısından, kayıtların elektronik ortamda tutulmasıdır. Uygulamada bu yönde çok önemli adımlar atıldığı ve bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı görülmektedir. Ayrıca 6762 sayılı TTK’da ticaret sicilinin kimin tarafından tutulacağı açık bir şekilde belirtilmemekte iken yeni düzenlemede, ticaret sicilinin ticaret ve sanayi odaları veya ticaret odaları tarafından tutulacağı; oda bulunmayan veya yeterli şekilde kurumlaşmamış odaların bulunduğu yerlerde ise Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca belirlenecek bir oda tarafından tutulacağı hükme bağlamıştır. Yeni TTK’da para cezası miktarları günün ekonomik koşullarına uygun olarak yeniden belirlenmiştir. Ticaret Sicil ile ilgili hapis de dahil olmak üzere cezalara yer verilmiştir. Sicil müdürünce verilen süre içinde tescil isteminde bulunmayan ve kaçınma sebeplerini de bildirmeyen kişi, sicil müdürü tarafından ikiyüz TürkLirasından dörtbin Türk Lirasına kadar idari para cezasıyla cezalandırılır. Tescil ve kayıt için bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır. Gerçeğe aykırı tescilden dolayı zarar görenlerin tazminat davası açma hakları da vardır. Kayıtların ; tescil edilecek hususları tam olarak yansıtmamaları,üçüncü kişilerde yanlış izlenim yaratacak nitelik taşımaları ve kamu düzenine aykırı olduğunu öğrendikleri halde düzeltilmesini istemeyenler ve tescil olunan bir hususun değişmesi, sona ermesi veya kaldırılması dolayısıyla, kaydın değiş tirilmesini veya silinmesini istemeye ya da yeniden tescili gereken bir hususu tescil ettirmeye zorunlu olup da bunu yapmayanlar, bu kusurları nedeniyle üçüncü kişilerin uğradıkları  zararları tazmin ile yükümlüdürler. (Madde 24), (Madde 33), (Madde 38)

Ticari faizin serbestçe belirlenmesi hakkındaki düzenlemeler:

Bileşik faiz yasağı devam etmekle beraber, aynı zamanda üç aydan aşağı olmamak üzere faizin ana paraya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartının, yalnız cari hesaplarla, borçlu yönünden ticarî iş niteliğindeki ödünç sözleşmelerinde geçerli olması istisnası da aynen yeni TTK’da korunmuştur. Buna karşın ödünç para verme işleri, bankalar, tasarruf sandıkları ve tarım kredi kooperatifleri hakkındaki hususi hükümlerin saklı tutulmasıyla ilgili 6762 sayılı TTK’daki düzenlemeye yeni TTK’da yer verilmemiştir. Gerekçede bu istisnanın yorumunun güçlük doğurduğu belirtilmiş ve anılan istisnaların çıkarılmasıyla bileşik faiz yasağı daha net çizgilerle belirlenebilmiştir. (6103 Madde 9), (6102 Madde 8 )

Ticaret unvanının görünürlüğüne ilişkin yeni düzenlemeler :

Yeni TTK ile öngörülen düzenlemeye göre tescil olunan ticaret unvanı, ticarî işletmenin giriş cephesinin herkes tarafından kolayca görülebilecek bir yerine, okunaklı bir şekilde yazılmalıdır.İşletmebelgelerinde, ticari işletmenin sicil numarası, ticaret unvanı, merkezi, tacir sermaye şirketi ise sermaye miktarı, internet sitesi adresi ve numarası da gösterilir. (Madde 39)

Ticaret unvanının korunması bakımından yeni TTK:

Yeni TTK’da ticaret unvanının korunmasına ilişkin hüküm genişletilmiş ve markalar, endüstriyel tasarımlar, patentlerle ilgili kanun hükmünde kararnamelerde ve Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda marka, tasarım, patent ve eser sahibine tanınan haklarla uyumlu hale getirilmiştir. Buna göre hak sahibi, kendi ticaret ünvanının haksız kullanıldığını öne sürerek kanuna aykırı kullanımın men edilmesini; eğer ticaret unvanı tescil edilmişse kanuna uygun bir şekilde değiştirilmesini veya silinmesini, tecavüzün sonucu olan maddî durumun ortadan kaldırılmasını, gereğinde araçların ve ilgili malların imhasını ve zarar varsa, kusurun ağırlığına göre maddî ve manevî tazminat talep etme haklarına sahip olacaktır. (Madde 51), (Madde 52)

Yeni TTK haksız rekabetin önlenmesi ile ilgili düzenlemeler:

Yeni TTK’da haksız rekabetin önlenmesi ile ilgili hükümlerin yeniden ele alındığı görülmektedir. Buna göre 6762 sayılı TTK’nın 54. maddesinden farklı olarak haksız rekabet tanımı yapılmamıştır. Bunun yerine haksız rekabetin önlenmesine ilişkin amaç ve ilkelerin vurgulandığı görülmektedir. Hükme göre; haksız rekabete ilişkin hükümlerin öngörülme amacı bütün katılanların menfaati, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması şeklinde açıklanmaktadır. Ayrıca düzenlemede, rakipler veya tedarikçilerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticarî uygulamaların haksız ve hukuka aykırı olduğu vurgulanmıştır. Dürüstlük kuralını ihlal ederek rekabeti bozucu sonuç doğuran eylemlerin kapsamlı bir şekilde düzenlenmiş olduğu ve bu yeni düzenlemenin rekabetin korunması ve gelişmesi açısından son derece olumlu sonuçları doğuracağı ortadadır. (Madde 54), (Madde 55)

Haksız rekabet ile ilgili maddenin genel işlem şartları sorunu:

6762 sayılı TTK incelendiğinde Ticaret Hukuku bakımından ve hatta 818 sayılı Borçlar Kanunu açısından genel işlem şartları ile ilgili genel bir düzenlemenin olmadığı bu konuda sadece tüketicilerin koruma altına alındığı bilinmektedir. Bu konuda Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerinden yola çıkarak mevcut uyuşmazlıklara çözüm bulunduğu söylenebilir. Ancak bu genel düzen lemelerin bile şirketler arası işlemler açısından yeterli bir çözüm getirmediği ve koruma sağlayamadığı söylenebilir. Yeni TTK’da ise genel işlem şartları ile ilgili açık ve detaylı bir düzenleme öngörülmemiş sadece 55. maddenin f. bendinde özellikle yanıltıcı bir şekilde diğer taraf aleyhine; doğrudan veya yorum yoluyla uygulanacak kanuni düzenlemeden önemli ölçüde ayrılan veya sözleşmenin niteliğine önemli ölçüde aykırı haklar ve borçlar dağılımını öngören, önceden yazılmış genel işlem şartlarını kullananların dürüstlüğe aykırı davranmış olacağı belirtilmiştir. Düzenleme uyarınca, genel işlem şartları dürüstlük kuralını ihlal ederek rekabeti bozucu eylemler arasında sayılmaktadır. Bu anlamda, ilgili maddenin Genelişlem gartları sorununa doğrudan olmasa da çözüm bulacağı söylenebilir.

Yeni TTK ticari defterlerin tutulması yükümlülüğü hakkındaki düzenlemeler:

Yeni TTK ticari defterlerin tutulması konusunda ulusal ve uluslararası standartlara uyularak ticari defter tutma yükümlülüğüne ilişkin emredici bir düzenleme getirmektedir. Söz konusu yeni düzenleme defter tutma yükümlülüğünü düzenlemekle birlikte geniş bir ifade içermektedir. Buna göre tutulması gereken defterlerin sadece envanter, defteri kebir ve yevmiye defterleri olduğu düşünülmemelidir. Yeni TTK hesapların bir sistem dahilinde tutulmasını öngördüğünden bahsedilen defter tutma yükümlülüğü sadece ticari defterler bakımından değil, tacirlerin bir muhasebe sistemi dahilinde belge ve kayıtlarını tutması olarak anlaşılmalıdır. Defter tutma yükümlüğü; gerçek kişi tacirler ve tüzel kişiler açısından yöneticilere ve Yönetim Kuruluna verilmiştir. Defteri bizzat tutacak kişilerin uzman kişiler arasından seçilmesi zorunluluğu, yöneticiye ve yönetim organlarına yüklenen bir sorumluluktur. Bununla birlikte ; defter ve gerekli diğer kayıtların Türkçe tutulacağı yeni TTK’da açıkça düzenlenmiştir. Söz konusu düzenleme emredici niteliktedir. Buna göre; kısaltmalar, harfler ve semboller kullanıldığı taktirde bunların anlamları açıkça belirtilmelidir. işlem yapan kişilerin adları da açıkça belirtilmeli ve anlamları duraksamaya yer bırakmayacak şekilde tekdüze olmalıdır. Defter tutma yükümünü Yeni TTK’da belirtildiği şekilde yerine getirmeyenler, 200 günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.(Madde 64), (Madde 65), (Madde 562)

Tacirin saklamakla yükümlü olduğu belge ve defterleri saklama yükümlülügü:

Yeni düzenlemenin, teknolojik gelişmeleri dikkate almasının bir sonucu olarak; defter ve belgelerin saklanması konusunda ikili bir sistem öngörülmüştür. Buna göre; defter ve belgeler fiziki olarak saklanabileceği gibi veri taşıyıcıları kullanılarak da saklanabilecektir. Veri taşıyıcıları dendiğinde; inter alia, mikro fişleri, CD?ler, magnetler ve elektronik ortam anlaşılmalıdır. Bu yöntemle; defterlerin tutulmasında, UFRS’ye göre tacirin ticari işlemlerini açıkça göstermesi gerekmektedir. Defterlerin yansız ve tarafsız bir uzmanın profesyonellik ilkelerine göre; mesleğinin gerektirdiği ölçüde ve herkes tarafından anlaşılır bir şekilde düzenlemesi gerekmektedir. Temel defterler dışında hangi defterlerin tutulması gerektiği yeni düzenlemede açıkça belirtilmemiştir.işletmelerin niteliği dikkate alınmakla birlikte Türkiye Muhasebe Standartları  Kurulu (TMSK) tarafından belirlenecek esaslar dahilinde hangi defterlerin tutulacağı belirlenecektir.

İşletme ile ilgili her tür belge ve bilgisayar kayıtlarının v.b.saklanması yükümünü Yeni TTK „da belirtildiği şekilde yerine getirmeyenler, 200 günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır. (Madde 64/2), (Madde 562)

Ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri konusunda getirilen yeni düzenlemeler:

Yeni TTK ile tüm defterlerin açılış ve kapanışları noter onayına tabi tutulmuştur. Herhangi bir uyuşmazlıkta mahkemelerin önüne getirilen defterlerin gerçeği yansıtmaması nedeniyle ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri zorunlu hale getirilmiştir. Buna göre; uygulamada zaman bakımından sıkışıklık yaratmamak için tasdik süresi, izleyen faaliyet döneminin altıncı ayına kadar yapılabilecektir. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın Tebliği „ne uygun şekilde ticari defterlerin açılış ve kapanış onaylarını yerine getirmeyenler 200 günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır. (Madde 64/3), (Madde 562)

Ticari defterlerin bir ispat aracı olarak kullanılması konusunda yeni TTK yapılan düzenlemeler:

Yeni TTK’da ticari defterlerin ispat aracı olarak kullanılması konusunda köklü bir değişikliğe gidildiği görülmektedir. Buna göre; ticari defterlerin kesin delil olarak sahibinin lehine, aleyhine veya diğer tarafın aleyhine kullanılması durumu ortadan kaldırılmıştır. Bunun yerine “Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, yargılamayı gerektiren davalarda hazırlık işlemlerine ilişkin hü kümleriyle senetlerin ibrazı zorunluluğuna dair olan hükümleri ticarî işlerde de uygulanır” hükmü getirilmiştir. Hükme göre; ticari uyuşmazlıkların varlığı halinde hakim tarafından re?sen ya da taraflardan birinin istemi üzerine incelenen defterler takdiri delil olarak nitelendirilecektir. Söz konusu defterlerin tutul masında ise; UFRS’nin dikkate alınması gerekliliği vurgulanmış ve bu defterlerin elektronik ortamda tutulması imkanı getirilmiştir. (Madde 82), (Madde 83)

Yeni TTK ile Ticari Davaların görüleceği Mahkemeler:

Ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerinde bakılır. Başkaca bir mahkemede bakılmışsa görevsizlik kararı verilmez dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Böylece dava başvuru süresinin kaçırılmasının önüne geçildiği gibi,yargı uyuşmazlığından doğan zaman kaybının da önüne geçilmesi sağlanır. (Madde 5)

Defterlerin tutulmasında esas alınan evrensel bilanço ilkeleri :

Daha önce de bahsettiğimiz üzere; UFRS ilkelerinin yeni düzenlemenin her alanında karşımıza çıktığını görebilmekteyiz. Bunun somut bir görünümü olan bilanço ilkeleri; tamlık, doğruluk, tutarlılık, zamanında kayıt esasları doğrultusunda defter ve belgelerin tutulmasıdır. Kısaca; defter ve belgelerin eksiksiz hazırlanması, boşluk yaratmadan muhasebeleştirilmesi, gerçeğe uygun ve yanlış anlaşılmalara mahal vermeyecek şekilde hazırlanması, kayıt dışı hiçbir işlemin bırakılmaması gerekmektedir. Bilançodaki tamlık ilkesi; şirket aktif ve pasiflerinin eşit olmasını gerektirir. Yeni TTK, bilanço ilkelerine gönderme yapmakla birlikte bu kavramları tanımlamamaktadır. Söz konusu bu ilkeler sadece defterlerin tutulmasında değil yıl sonu finansal tablolarının hazırlanması aşamasında da dikkate alınmalıdır. (Madde 65), (Madde 68)

Yeni TTK’ya göre envanter ve Envanteri kolaylaştırıcı yöntemler :

Envanter; bir işletmenin aktif ve pasiflerinin çıkarılması, sayılması, ölçülmesi, tartılması ve değerlendirilmesi suretiyle, bilanço günündeki mevcut ların, alacakların ve borçların detaylı bir şekilde tespit edilmesidir. Her gerçek ve tüzel kişi tacirin ticari işletmesini açması, taşınmazlarını, alacaklarını, borçlarını, nakit parasının tutarını ve diğer varlıklarını eksiksiz ve doğru bir şekilde göstermesi ve bu konuda bir envanter çıkarması gerekmektedir. Envanter işlemi her hesap dönemi sonunda tekrarlanacak olup, tamlık ve doğruluk ilkeleri esas alınacaktır. Aksi takdirde işletmenin hesap ve sonuçlarının gerçeği yansıtması beklenemez. Gerçeği yansıtmayan bir envanterin, doğru bir bilanço oluştur mayacağı da açıktır. Yeni TTK’da 6762 sayılı TTK’dan farklı olarak envanteri kolaylaştırıcı yöntemlere de değinilmiştir. Buna göre; sondaj yöntemi, mate matikselistatistiksel yöntemler, fiziki sayım; çeşit, miktar ve değerlerin hesaplanmasında dikkate alınan envanter yöntemlerindendir. Bunun yanında envanter yöntemleri konusunda Türkiye Muhasebe Standartlarına (TMS) uygun başkaca yöntemlerde izlenebilir Hileli envanter çıkaranlar, 200 günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır. (Madde 66), (Madde 67), (Madde 562)

Yeni TTK Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu’na (TMSK) verilen yetkiler:

Yeni TTK şirketlerin muhasebe uygulamaları ile ilgili açık bir hüküm getirmemekle birlikte, UFRS ilkelerinin benimsenmesi konusunda önemli yenilikler getirmektedir. Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarının uygu lanmasını sağlamak ve benimsenmesini kolaylaştırmak amacıyla, TMSK’ya görev verilmiştir. Buna göre; TMSK kanunen kendisine verilmiş olan görevi kullanarak, Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarına uygun bir şekilde ilkeleri ilan edecektir. TMSK, ilan edeceği ilkelerin uygulanmasını sağlamak, kanunlarda kendisine verilen yetki dahilinde denetim yapmak ve Türkiye muhasebe siste minin dünyaca kabul görmüş bir düzeye ulaşmasını sağlamak için çalışmalarda bulunacak ve özellikle bu ilkelerin uygulanması konusunda küçük ölçekli sermaye şirketleri ile tek kişi işletmelere uyum için süre tanıyacaktır. (Madde 88)

yeni TTK’da Acentelerle ilgili olarak uygulamada “Portföy Tazminatı“ adı altında düzenlenen ücret isteme hakkı :

Uygulamada, “Portföy Tazminatı” olarak bilinen ücret isteme hakkı yeni TTK’da “Denkleştirme Bedeli” olarak düzenlenmiş ve bu sayede 6762 sayılı TTK’da bulunan açık boşluk giderilmiştir. Denkleştirme talebi, bizzat acente tarafından yaratılan ve müvekkile devredilen müşteri portföyünün avantajlarından artık kendisinin yararlanamayacak olması nedeniyle ödenen ek bir karşılık olarak düzenlenmektedir. Burada amaçlanan sözleşmenin sona ermesinden ötürü tam olarak karşılığı ödenmeyen acenteye, müvekkile sağladığı menfaatler için hakkaniyet esasından hareketle belirlenen bir karşılık sağlamaktır. Yeni TTK acentenin denkleştirme talebinde bulunamayacağı durumları da düzenlemiştir. Buna göre acentenin sözleşmeyi feshetmesi için haklı bir sebebinin bulunmaması veya acentenin kusuru nedeniyle sözleşmenin feshedilmesi durumunda acente denkleştirme talebinde bulunamaz. Söz konusu tazminatın son 5 yıl içinde acentenin aldığı komisyon ücretinin yıllık ortalamasını geçemeyeceği ve ücret isteme hakkından sözleşme ile vazgeçemeyeceği açıkça düzenlenmiştir.

yeni TTK’nın acente ile ilgili getirdiği düzenlemeler hakkında rekabet yasağı:

Getirilen yeni düzenleme taraflara rekabet yasağı anlaşması düzenleme yetkisi vermiştir. Ancak bu anlaşmanın yazılı şekilde yapılması ve müvekkil tarafından imzalanması zorunludur. Kanunkoyucu, sözleşme sonu faaliyet yasağı ile ilgili olarak acenteyi koruyucu hükümler konulmasını gerekli görmüştür. Bu doğrultuda yapılan rekabet yasağı anlaşması sözleşmenin sona ermesinden itibaren en fazla 2 yıl için geçerliliğini koruyacak ve yalnızca acenteye bırakılmış olan bölgeye ve müşteri çevresine ilişkin olacaktır. Ayrıca müvekkilin bu anlaşma dolayısıyla acenteye uygun bir tazminat ödemesi gereklidir. Mevcut düzenlemede bulunan “Ultra Vires” yasağının kaldırılma amacı nedir? :   Mevcut düzenlemede bulunan “Ultra Vires” yasağı; üçüncü kişilerle işletme konusu dışında yapılan işlemlerin şirketi bağlamayacağı hükmünü içermekteydi. Buna göre; ticari şirketler ancak şirket ana sözleşmesinde yazılı işletme konusu içinde kalmak kaydıyla; hak iktisap etmeye ve borç yüklenmeye yetkilidirler.işletmenin konusu dışında yapılan işlemler ise Ultra Vires yasağının bir sonucu olarak yok hükmündedir. Bu ise pratik hayatta iki sorunu beraberinde getirmektedir.Birincisi; şirketler bu yasağa takılmamak için faaliyet konularını geniş tutmakta ve gelecekteki muhtemel girişimler için şimdiden esas sözleşmelerine faaliyet konularının dışında kalan hükümler eklemektedirler. Bu ise şirketlerin belirli bir sektörden başka bir sektöre geçişlerini kolaylaştırdığı gibi, şeffaflığı azaltmakta ve sektörlerin güvenliğini zedelemektedir. Buna bağlı olarak da sektöründe uzman olmayan, birden fazla iş kolunda faaliyet gösteren ancak piyasada etkin olmayan şirketler ortaya çıkmaktadır.ıkinci olarak ise; şirketlerin doğrudan ya da dolaylı olarak işletme konuları dışında kalan işlemler yapmaları halinde sonucun yok hükmünde olması işlem ve pazar güvenliğini olumsuz etkilemektedir. Yeni TTK ile Ultra Vires kuralı kalktığı için, artık şirketlerin hak ehliyetlerinin sınırını işletme konusu çizmemektedir. Bu değişiklik neticesinde bir şirketin amaç ve konusunu o şirketin hak ehliyeti değil, imza yetkilisine rücu edeceği veya edemeyeceği hususu sınırlayacaktır. Esas sözleşmenin iştigal konusu hükmüne aykırı işlemlerle bu sınırın aşılması halinde şirketin rücu hakkı olacaktır. Başka bir deyişle, şirketin amacı ve işletme konusu dışında yapılan işlemler de şirketi bağlayacak, bu işlemler nedeniyle üçüncü kişiye karşı şirket sorumlu olacak, ancak sınırı aşan temsil yetkisini haiz kişiye karşı şirket rücu edebilecektir.Ayrıca yeni TTK’nın 371. maddesinde bu yasağın somutlaştırıldığı ve yasağın kaldırılmasına bağlı olarak şirketin işletme konusu dışında bir iş ya da işlem yapması halinde Yönetim Kurulu açısından özel bir sorumluluk halinin düzenlendiği de görülmektedir. Söz konusu bu yasağın kaldırılması çağdaş gelişmelere uygun düşmektedir.

Yeni TTK şirketlerin birleşme, devralma ve bölünme işlemleri ile ilgili olarak işçilerin korunmasını sağlayacak hükümler :

Yeni TTK incelendiğinde, 4857 sayılı iş Kanunu ile paralel hükümler getirildiği görülmektedir. Yeni TTK’nın 157 158 ve 178. maddelerinde, çalışanların korunması amacı ile çeşitli hükümler tesis edilmiştir. işçilerin devralan şirkete geçişleri, hakları ve sorumlulukları hakkında ayrıntılı bir düzenleme getirilmekle beraber; şirket çalışanları şirketin birleşmesinden itibaren 3 ay içinde alacaklarının güvence altına alınmasını isteme hakkına sahiptirler. Ancak şirket, alacağın tehlikeye düşmediğini; denetçiden talep edeceği bir raporla, ispat ederek söz konusu güvenceyi vermekten kaçınabilir.

Birleşme işlemleri ile ilgili olarak yeni TTK yapılan düzenlemeler:

Yeni TTK ile getirilen düzenleme uyarınca mevcut düzenlemeden farklı olarak birleşme işlemlerinin süreci ve detayları kanun metni haline getirilmiştir. Buna göre; birleşme işlemleri ile ilgili olarak Yeni TTK’nın getirmiş olduğu sistematik aşağıdaki şekildedir;

• Birleşmeye taraf şirketlerin yetkili organlarınca birleşme sözleşmesi hazırlanıp imzalanır. Birleşme sözleşmesinin içeriğinde bulunması gereken ve Kanunda belirlenen zorunlu unsurlara dikkat edilmelidir.

• Birleşme bilançoları hazırlanır.

• Bilançonun tarihi ile birleşme sözleşmesinin yapıldığı tarih arasında 6 aylık bir farklılığın bulunması halinde ara bilançonun hazırlanması zorunludur. Çıkarılan ara bilançoya göre; esas bilanço ve ticari defterlerde gerekli değişiklikler yapılır.

• Devrolunan şirketin intifa hakkı sahiplerine, imtiyaz hakkı sahipleri ile oydan yoksun paylarına sahip ortaklarına eş değerde karşılıklar ayrılır.

• Birleşme sözleşmesi ile ilgili olarak tarafların birleşme raporu hazırlaması

ve bu raporun hukuki ve ekonomik yönden bir takım çıkarımlarda bulunması

aranır.

• Yeni kuruluş yoluyla birleşmede birleşme raporuna yeni şirketin esas sözleşmesinin konulması gerekir.

• Birleşme sözleşmesi ve raporu işlem denetçisi tarafından denetlenir.

• Birleşmeye katılan şirketlerden her biri birleşme sözleşmesini, birleşme

raporunu, denetleme raporunu, son üç yılın yıl sonu finansal tablolarını ve yıllık

faaliyet raporlarını şirket menfaati bulunan diğer ilgililere sunmakla mükelleftirler. Bu raporlar ayrıca ilgili sermaye şirketlerinin internet sitesinde de yayınlanmalıdır.

• Birleşmeye katılacak şirketler ilgili belgelerin nereye tevdi edildiğini ticaret sicilinde ve internet sitelerinde ilan ederler.

• Birleşmeye katılan şirketler yönetim organlarında birleşme sözleşmesinin değiştirilmesini talep edebilirler.

• Yönetim Organı Genel Kurula birleşme sözleşmesini sunar. Genel Kurul; yeni

TTK’nın151. maddesinde öngörülen nisaplara bağlı olmak üzere sözleşmeyi

onaylar.

• Devralan şirket birleşme sonucu oluşan yeni sermayesi ile paralel olarak sermaye artırım kararı alır.

• Sermaye artırımı: Devralma yoluyla birleşmede devralan şirketin, devrolunan

şirket ortaklarının haklarını koruyabilmek için sermayesini arttırmak zorundadır.

• Birleşmeye katılan şirketler birleşme kararı aldıkları anda yönetim organlarının bu konuyu ticaret siciline bildirmelerini sağlamalıdırlar.

• Devrolunan şirket, birleşme ile ticaret sicilinde infisah olur. (Madde 142-154)

Yeni TTK Aynı türden şirket birleşmesi kuralı:

Yeni TTK’nın 137. maddesinde düzenlendiği üzere şirket birleşmelerinin geçerli olması için:

1.Sermaye şirketleri ancak,

• Sermaye şirketleriyle, kooperatiflerle ve devralan şirket olmaları şartıyla, kolektif ve komandit şirketlerle, birleşebilirler.

2.Şahıs şirketleri,

• Şahıs şirketleriyle, devrolunan şirket olmaları şartıyla, sermaye şirketleriyle, devrolunan şirket olmaları şartıyla, kooperatiflerle, birleşebilirler. 3.Kooperatifler,

• Kooperatiflerle, sermaye şirketleriyle ve devralan şirket olmaları şartıyla, şahıs şirketleriyle, birleşebilirler. Kısaca sınırlı sayıda sayılan bu haller bir yandan birleşme yapılabilecek şirket türlerini genişletmekte bir yandan da ortaklık borçlarından kişisel olarak sorumlu olan ortakların, anonim bir şirketle birleşmesi neticesinde kişisel sorumluluklarından kurtulma imkanını ortadan kaldırmaktadır.

Sermaye şirketlerinin kolaylaştırılmış birleşme konusunda yeni TTK yapılan düzenlemeler:

6762 sayılı Kanun’da konuya ilişkin bir düzenleme olmamakla beraber, SPK’nın çıkarmış olduğu Seri: I, No: 41 sayılı Birleşmeişlemlerine İlişkin Esaslar Tebliğinde konuya açıklık getirildiği görülmektedir. Söz konusu tebliğde; belirli koşulların varlığı halinde birleşme işlemlerinin kolaylaştırıldığı, ortaklığın; paylarının % 95’i veya daha fazlasına sahip başka bir ortaklık tarafından devralınması suretiyle birleşmesi halinde, bağımsız denetim raporu, uzman kuruluş raporu ve Yönetim Kurulu raporuna gerek olmadan birleşme işleminin gerçekleştirilmesine imkan sağlandığı belirtilmektedir. Bu düzenlemeye paralel Yeni TTK’nın 153. ve 154. maddelerinde sadece sermaye şirketlerine özgü olmak üzere kolaylaştırılmış birleşme prosedürünü düzenlendiği görülmektedir.Buna göre;

• Devralan sermaye şirketi devrolunan sermaye şirketinin oy hakkı veren bütün paylarına veya,

• Bir şirket ya da bir gerçek kişi veya kanun yahut sözleşme dolayısıyla bağlı

bulunan kişi grupları, birleşmeye katılan sermaye şirketlerinin oy hakkı veren tüm

paylarına sahiplerse sermaye şirketleri kolaylaştırılmış düzene göre birleşebilirler.

• Devralan sermaye şirketi, devrolunan sermaye şirketinin tüm paylarına değilde oyhakkı veren paylarının enaz yüzdedoksanına sahipse, azınlıkta kalan pay sahipleri için;

• Devralan şirkette bu payların denk karşılığı olan paylar verilmesi şirket payları yanında, 141.maddeye göre, şirket paylarının gerçek değerinin tam dengi olan nakdî bir karşılık verilmesinin önerilmiş olması ve birleşme dolayısıyla ek ödeme borcunun veya herhangi bir kişisel edim yükümlülüğünü yahut kişisel sorumluluğun doğmaması, hâlinde birleşme kolaylaştırılmış usulde gerçekleşebilir. Bu usulde; sınırlı kapsamda bir birleşme sözleşmesinin yapılması yeterli görülecek ve birleşme raporunun hazırlanmasına, birleşme sözleşmesinin denetlenmesine ve Genel Kurul onayına sunulmasına gerek görülmeyecektir. Yeni TTK’nın bu hükmü ile birleşme işlemlerinin kolay ve efektif bir şekilde tamamlanması sağlanacaktır. (Madde 155), (Madde 156)

Birleşme işlemine bağlı olarak ortakların şirketten ayrılma hakkı:

Evet. Yeni TTK’nın 141. maddesinde “Ayrılma Akçesi” başlığı altında düzenlenen hükme göre; birleşme sözleşmesi ile ortağın devredilen şirketten ayrılması hakkı bir seçimlik hak olarak getirilmektedir. Buna göre; ortaklar yeni durumdaki paylarının gösterilmesinin yanında, şirket paylarının gerçek değerine denk gelen bir ayrılma akçesi alarak şirketten ayrılabileceklerdir. Buna göre; • Birleşmeyi arzu etmeyen ortak ayrılma akçesini alarak şirketten çıkabilmekte, • Azınlık durumunda olan veya şirket kararlarının verilmesi konusunda sorun çıkaran bir kısım ortağın şirketten çıkarılması olanağı getirilmektedir.Söz konusu ayrılma akçesinin nakit olması gerekmez. Bunun yerine başka bir şirketten pay senedi veya menkul değer verilmesi imkanı sunulabilir. Ancak kanunda bahsedilen payların gerçek değerinin bulunması konusunda yeni TTK’nınherhangi bir hüküm öngörmediği ve söz konusu durumun uygulamaya bırakıldığı söylenebilir.Ortaklara tanınan bu ayrılma hakkının, tüm ya da çok sayıda ortak tarafından kullanılması durumunda birleşme işleminin gerçekleşme olasılığı azalacak olmakla birlikte pay sahipleri demokrasisinin bir gereği olarak getirilen düzenlemenin yerinde olduğunu söyleyebiliriz.

Tasfiye halinde olan ya da borca batık bir şirketin birleşmeye dahil olması:

Yeni TTK tasfiye halinde bulunan veya borca batık olan şirketlerin birleşmeye katılmasına olanak tanımaktadır. Buna göre;

• Tasfiye halinde olan bir şirketin birleşmeye dahil olması: Bunun için; malvarlığının dağıtılmasına başlanmaması ve tasfiye halindeki şirketin devrolunan şirket olması gerekmektedir. Bu hüküm uygulamada olmamakla birlikte; Yargıtay?ın aynı nitelikteki benzer kararları ile uyum sağlanmaktadır.

• Borca batık olan bir şirketin birleşmeye dahil olması: Yeni TTK’ya göre;borca batık bilançonun varlığı bir şirketin birleşmesini engellemez. Bu durumda bulunan bir şirket borca batıklık durumunu karşılayabilecek serbestçe tasarruf edebilen öz varlığa sahip başka bir şirketle birleşebilir. Bu tür bir birleşmeye karar verilmiş olması yönetim organının şirketin borca batık olmasından kaynaklanan yükümlülüklerin sona ermesine neden olmayacaktır. (Madde 138), (Madde 139)

Mevcut düzenlemede şirketlerin bölünmesi konusunda yapılan düzenleme:

Şirketlerin bölünmesi ile ilgili olarak 6762 sayılı TTK herhangi bir hüküm içermediği gibi, başka diğer kanunlarda da sistematik bir düzenleme bulun mamaktadır. Ancak Maliye Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın, ortaklaşa düzenledikleri Anonim ve Limited Şirketlerin Kısmî Bölünme işlem lerinin Usul ve Esaslarının Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ ile Kurumlar Vergisi Kanunundaki hükümlere dayanarak kısmi bölünmenin belirli alanlarına açıklık getirilmiştir. Ancak bu düzenlemelerin yetersiz kalması ve mevcut ihtiyaca cevap verememesi sonucunda Yeni TTK’nın işlemin usul ve esaslarına yönelik olarak daha sistematik ve detaylı hükümler getirmesi yerinde olmuştur.

Yeni Kanun’un bölünme konusunda getirmiş olduğu düzenleme uygulama ile paralel olup tam ve kısmi bölünme olarak düzenlenmiştir. Sistematik olarak incelediğinde yerinde olan bu düzenlemenin tam ve kısmi bölünme ile ilgili tanım içerdiği görülmektedir. Bölünme işlemi özellikle gereğinden çok veya hızlı büyüyen, birden çok sektörde ya da bölgede faaliyet gösteren ortaklıkların dağılmasını engellemek ve şirketlerin esas faaliyet konularına dönmesi amacıyla yapılmaktadır. Bunun yanında ortaklık yapısında çıkan uyuşmazlıkların gide rilmesi açısından bölünmenin faydalı olduğu da söylenebilir.Yeni TTK hükmüne göre; tam bölünme, şirketin tüm malvarlığının bölümlere ayrılması ve diğer şirketlere devrolunmasıdır. Tam bölünüp devrolunan şirket tasfiyesiz infisah eder (sona erer) ve unvanı ticaret sicilinden silinir. Kısmî bölünmede ise, bir şirketin malvarlığının bir veya birden fazla bölümünün diğer şirketlere devrolunması söz konusudur. Şirketten ayrılan bölümlerin sicilden silinmesi söz konusu değildir. Şirketten ayrılan kısımlarla yavru şirket kurmak amaçlanabilir. Bu durumda bölünmeden sonra oluşacak yeni malvarlığı yavru şirkete külli halefiyet yolu ile geçmeyecek, ancak ayni sermaye olarak konulabilecektir. (Madde 159-179)

Bir sermaye şirketinin şahıs şirketine bölünmesi konusu:

Hayır, mümkün değildir. Yeni TTK’nın 160. maddesi, sermaye şirketleri ve kooperatifler için ancak sermaye şirketlerine ve kooperatifler bölünme imkanı getirmektedir. Dolayısıyla, bir sermaye şirketinin şahıs şirketine bölünmesi mümkün olmadığı gibi tersi de mümkün değildir. Bu yasağın aşılması tür değiştirme yoluyla mümkün olabilecektir. Bununla birlikte sermaye şirketlerinin kendi türleri içinde bölünmesi mümkündür. Kısaca bir anonim şirket, bir limited şirkete bölünebilecektir. Buna karşılık bir anonim şirket şahıs şirketine bölünemez ve tersi de mümkün değildir. Söz konusu düzenlemenin alacaklıları korumak amacıyla getirildiği düşünülmektedir.

Bölünmede sorumluluğun tansif şekli:

Yeni TTK’da bölünme işlemleri ile ilgili olarak ikili bir sorumluluk öngörülmüştür. Bu düzenleme bölünmeye katılan şirketlerin ikinci derece so rumluluğu ile ortakların kişisel sorumluluğunu ayrı ayrı düzenlemiştir. Buna göre;

• Bölünmeye Katılan Şirketlerinikinci Derece Sorumluluğu: Bölünme sözleşmesi veya planına göre, bölünen şirketin bazı borçları, bölünmeye katılan şirketlerden birine devredilmişse, kısaca borç o devralan şirket tarafından ödenecekse, fakat ödenmemişse bölünmeye katılan diğer şirketler bu ödenmeyen borçlardan müteselsilensorumlu olurlar. Borcu ödemekle yükümlü olan şirket bu borçtan birinci derecede sorumludur. Kısaca birinci derecede sorumlu şirkete başvurmadan ikinci derece sorumlu şirketlere başvurulamaz.

• Ortakların Kişisel Sorumluluğu: Bölünme öncesinde sorumlu olan ortakların sorumluluğu birleşmeden sonra da devam eder. Ancak borçların bölünme kararının ilanından önce doğması ve sebebin bu tarihten önce oluşması gerekmektedir. Bu sorumluluk üç yıllık bir zamanaşımına tabidir. (Madde 176), (Madde 177)

Tür değiştirmenin geçerli olması açısından yeni TTK :

 

Yeni TTK’da öngörülen tür değiştirmeler sınırlı sayıda gösterilmiştir. Söz konusu hükme göre tür değiştirebilecek şirket türlerini aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz;

1.Bir sermaye şirketi ancak;

Başka türde bir sermaye şirketine;

Bir kooperatife

2.Bir kolektif şirket;

• Bir sermaye şirketine;

• Bir kooperatife;

• Bir komandit şirkete;

3.Bir komandit şirket;

• Bir sermaye şirketine;

• Bir kooperatife;

• Bir kolektif şirkete;

4.Bir kooperatif bir sermaye şirketine dönüşebilir.Tür değiştirme yukarıda sayılan şirket türleri için geçerli olup, yeni türe dönüştürülen şirket eskisinin devamı sayılacaktır. Genel olarak bakıldığında birleşme işlemleri için bahsedilen prosedürün tür değiştirme için de geçerli olduğu söylenebilir. (Madde 180), (Madde 181)

Yeni TTK’nın sermayenin kaybı ve borca batıklık durumu hakkında:

6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 324’ncü maddesinde düzenlenen sermaye kaybı ve borca batıklık durumu yeni Türk Ticaret Kanununun 376’ncı maddesinde, mevcut 324’ncü maddenin hükümleri bir ölçüde korunmuş, ancak, uygulamada sıkça rastlanılan sorunlar dikkate alınarak yeni kurallar öngörülmüştür. Ayrıca 6762 sayılı Kanundaki 324 üncü maddenin bilânço hukukuna uymayan hükümleri düzeltilmiştir.ilgili 376’ncı maddenin birinci fıkrasına göre, son yıllık bilânçodan sermaye ile yasal yedekler toplamının yarısının zararlar sonucu karşılıksız kaldığının anlaşılması halinde, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırmaya ve uygun gördüğü gerekli önlemleri genel kurula sunmakla mükelleftir. Yeni TTK’nın gerekçesinde yönetim kuruluna bu konuda önemli sorumluluklar getirilmiştir. Gerekçede, yönetim kurulunun, genel kurulu hemen toplantıya çağırması, şirketin finansal yönden kötü durumda bulunduğunu bütün açıklığıyla kurula anlatması, hatta bu konuda bir rapor vermesi, zararların sebeplerini göstermesi ve çözüm önerisi sunması gerekir, aksi halde yönetim kurulu sorumlu olucaktır.ikinci fıkraya göre, son yıllık bilânçodan, zararlar sebebiyle sermaye ile yasal yedeklerin toplamının üçte ikisinin karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, yönetim kurulunun çağrısı üzerine genel kurul toplanır ve sermayenin üçte biri ile yetinmeye veya sermayenin tamamlanmasına karar verir.

Genel Kurul bu iki karardan birini almamışsa anonim şirket sona erer. Üçüncü fıkra ise şirketin borca batık olması durumunda uygulanacak kuralları göstermektedir. Borca batık olma kavramı, şirket aktifleri yıllık bilânçoda olduğu gibi defter değerleriyle değil gerçek değerleriyle değerlemeye tâbi tutulsalar bile alacaklıların, alacaklarını alamamaları, yani şirketin borç ve taahhütlerini karşılayamaması demektir. Borca batık durumda olmanın işaretleri, yıllık mali tablodan veya ara dönem mali tablolarından, denetçinin, erken teşhis komitesinin raporlarından ve/veya yönetim ile yönetim kurulunun tespitlerinden ortaya çıkabilir. Böyle belirtilerin bulunması halinde, yönetim kurulu hem işletmenin devamı esasına göre hem de aktiflerin olası satış değerleri üzerinden bir ara bilânço düzenletip denetçiye verir. Varlıkların satış değerlerine göre çıkarılan bilânço şirketin iflâsı için yönetim kurulunun mahkemeye başvurmasına gerek olup olmadığını ortaya koyar. Aktif ve pasiflerin işletmenin sürekliliğine göre değerlendirilmesi, faaliyetine devam edecek bir işletme esas alınarak değerlendirme yapılması demektir. Böyle bir değerlendirme işletmenin borca batık olma durumuna rağmen bazı olgular, beklentiler, etkisini yitiren sebepler dolayısıyla şirketin yaşama ümidinin var olup olmadığını ortaya koyar. Ara bilânçoların incelenmesi ve değerlendirilmesi denetçi tarafından yedi gün içinde yapılır ve raporlanır. Rapor mahkemenin kararlarına esas olur. Ayrıca üçüncü fıkrada mahkemeye başvuru zorunluluğunu ortadan kaldırabilecek bir yenilikte yer almaktadır. Bu yenilik, şirket alacaklılarından bazılarının, kendi alacaklarını, diğer alacaklıların alacaklarının sırasından sonraki sıraya gitmesini yazıyla  kabul etmeleridir. Böyle bir taahhüt etkilerini iflâs halinde gösterir ve önceki alacaklar ödenmeden sona giden alacak garameye katılamaz. Bu taahhütlerin tutarı ara bilânço ile ortaya çıkan açığa eşitse, iflâs bildirimi zorunluluğu yoktur. Başka bir deyişle, bu taahhütlerin tutarı, borca batıklığı ortadan kaldıracak düzeydeyse, kısa vadeli olmayıp süreklilik arzeder nitelikteyse ve taahhütlerin yerine getirilmesi güç şartlara bağlanmamış ise mahkemeye bildirimde bulunulmaz. (Madde 376)

Yeni TTK’da iflasın Ertelenmesi müessesiyle ilgili getirdiği düzenlemeler:

6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 324’ncü maddesinde “şirket durumununislahı mümkün görülüyorsa idare meclisi veya bir alacaklının talebi üzerine mahkeme iflas talebini tehir edebilir.” ifadesiyle yer bulan iflasın ertelenmesi müessesi yeni Türk Ticaret Kanununun 377’nci maddesinde düzenlenmiş ve yönetim kurulu veya herhangi bir alacaklı yeni nakit sermaye konulması dâhil nesnel ve gerçek kaynakları ve önlemleri gösteren bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebileceği belirtilmiş olup, erteleme talebinde bulunulduğunda icra ve iflas Kanununun 179 ilâ 179/b maddelerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. (Madde 377)

Yeni TTK’da Şirketler topluluğu kavramı :

Yeni TTK’nın göze çarpan en önemli yeniliklerden biri de şirketler topluluğu ile ilgili düzenlemeler getirmesidir. Şirketler topluluğu müessesesinin düzenlenme amacı yeni TTK’nın tüm maddelerinde hissedilen şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerinin bir gereğidir. Zira uygulamada mevcut olan grup şirket yapısı bakımından hukuki anlamda bir boşluk bulunmakta, hakim şirket ve bağlı şirket arasında yapılan her türlü işlemin iç içe geçmesi nedeniyle şirketler gerçek iktisadi varlıklarını saklamaktadırlar. Yeni TTK’nın bu anlamda tüzel kişilik perdesini kaldırdığını ve sorumluluk bahsi açısından önemli bir düzenleme getirdiğini söyleyebiliriz. Mevcut sistemde hakim şirketler hissedar oldukları yavru şirketler üzerinden yaptıkları işlemler nedeniyle bilançolarında gerçek durumları yansıtmayan bir görünüm yaratabilmektedir.Getirilen bu düzenleme ile söz konusu durumdan en çok etkilenen bağlı şirket yöneticilerinin korunması sağlanmakta ve şirketlerin sorumluluk sınırları belirlenmektedir. Ayrıca şirketler topluluğu içinde yer alan her şirket için kayıp ve kazançların açıkça görülmesi sağlanacaktır. Bu nedenle söz konusu yapının düzenlenmesi önemli bir ihtiyaca cevap verecek, yeni TTK’nın yürürlüğe girmesi sonrasında şirketlerin serma yelerini sulandırmaları büyük ölçüde önlenecektir. (Madde 195)

Ana şirket ve yavru şirket arasındaki organik bağ ilişkisi:

Yeni TTK’da ”Karşılıklı Katılma” başlığı altında ana şirket ve yavru şirket kurumları düzenlenmiştir.ilgili hükme göre birbirlerinin paylarının en az 1/4’üne sahip olan sermaye şirketleri karşılıklı iştirak durumunda olacaklardır. Söz konusu hakimiyetin sağlanması konusunda 1/4’lük oran hesaplanırken; pay ve oy miktarlarına bakılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra bir şirketin diğeri üzerinde herhangi bir surette hakimiyet kurması o şirketi hakim şirket kılacaktır. (Madde 196), (Madde 197)

Bağlı ve hakim şirketlerin raporlama yükümlülükleri :

Bağlı şirketin Yönetim Kurulu, faaliyet yılının ilk üç ayı içinde; şirketin hakim ve bağlı şirketlerle ilişkileri hakkında bir rapor hazırlayacaktır. Bu rapor bağlı şirketlerin kendi aralarında ve bağlı şirketin hakim şirketle olan ilişkileri nedeniyle meydana gelen kayıp ve yararların ortaya konulması ile ilgilidir. Raporda, şirketin geçmiş faaliyet yılları dikkate alınacak ve elde edilen faydaların karşılığında karşı edim sağlanıp sağlanmadığı, alınan kararların bağlı şirketi bir zarara uğratıp uğratmadığı hususlarının incelemesi açıkça belirtilecektir. Yönetim Kurulunun hazırladığı bu raporun sonuç kısmının yıllık rapora alınarak Olağan Genel Kurulda sunulması, pay sahiplerinin grup ve hakim şirketler hakkında bilgi almasını ve aydınlanmasını sağlayacaktır.Söz konusu raporun doğru, dürüst ve hesap verme ilkeleri çerçevesinde düzenlenmesi esastır. Rapor bağlı ve hakim şirketlerin denetlenmesine olanak sağlayacağından rakamların, olguların ve sonuçların gerçekleri yansıtması gerekmektedir. Söz konusu raporun hazır lanmaması ya da raporun içeriğinin eksik olması durumu, Yeni TTK’nın sorumluluk bahsinde ayrıca düzenlenmiştir. Buna göre söz konusu hükme aykırı hareket edenler bir yıla kadar hapis ve üç yüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacaklardır. (Madde 199)

Hisselerin çoğunluğuna sahip hakim şirketin, satın alma hakkı:

Bir şirket doğrudan veya dolaylı olarak diğer bir şirketin paylarının ve oy haklarının en az yüzde doksanına sahipse, diğer pay sahipleri karşı oyları, açtığı davalar ya da benzeri davranışlarla çalışmalarını engelliyor, dürüstlük kuralına aykırı davranıyor, şirkette farkedilir sıkıntı yaratıyor veya pervasızca hareket ediyorsa hâkim ortak bu payları, varsa borsa, yoksa gerçek bilânço değeri ile satın almak için mahkemeye başvurabilir. Söz konusu düzenlemenin getiriliş amacı şirket kararlarının alınması sırasında ortaya çıkabilecek kötüye kullanmaların engellenmesi ve şirket içi barışın sağlanmasıdır. (Madde 208)

Yeni TTK bağlı şirket alacaklılarına hakim şirkete karşı alacak davası açma hakkı :

Evet. 6762 sayılı TTK, bağlı şirket alacaklıları için böyle bir koruma sağlamıyordu. Bağlı şirketin arkasına saklanan hakim şirketler her türlü davadan ve sorumluluktan sıyrılabiliyordu. Bu hususta getirilen düzenlemeyle; bağlı şirket alacaklıklılarına hakim şirket ve yöneticilerine karşı doğrudan tazminat davası açma hakkı tanınmıştır. Bu davanın açılabilmesi için hakim şirket ve yöneticilerinin bağlı şirkete verdikleri talimatlar dolayısıyla bağlı şirketi zarara  uğratması ve bu zararı o hesap yılı içerisinde denkleştirmemesi şartı aranır. (Madde 206)

Yabancı şirketlerin Türkiye şubelerine ilişkin olarak yeni TTK’nın getirdiği bir düzenleme:

Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama gekli Hakkında Kanun ile 30 Teşrinisani 1330 tarihli Ecnebi Anonim ve Sermayesi Eshama Münkasim Şirketlerle Ecnebi Sigorta Şirketleri Hakkında Kanunu Muvakkat yürürlükten kaldırılmıştır. Merkezi yurt dışında bulunan şirketlerin Türkiye’de açacakları şubelerle ilgili düzenleme yapıldığından ve yine aynı maddeye göre tescil edilecek hususlarla, şubenin tesciline ilişkin ayrıntılı düzenlemenin Ticaret Sicili Tüzüğü ile yapılacağı belirtildiğinden Kanunu Muvakkat yürürlükten kal dırılmıştır. Ayrıca, bu düzenleme ile merkezi yurt dışında bulunan şirketlerin Türkiye’de açacakları  şubelerin kuruluşuna ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanlığından alınan izin aşaması kaldırılacak ve bu sayede anılan şirketlerin Türkiye’de açacakları şubelerin kuruluş işlemlerinin kolaylaştırılması sağ lanacaktır.Öte yandan, Yeni TTK yabancı şirketlerin Türkiye şubeleri açısından yeni bir düzenleme getirmiştir. Bu hususta getirilen yeniliğe göre; yabancı şirketlerin Türkiye şube müdürleri, şubeye özgü finansal tabloları, şubesi oldukları şirketin dahil olduğu topluluğun yıl sonu finansal tablo özet ve yıllık raporlarını tabi olduğu hukuka göre gerekli onayların alınmasından itibaren altı ay içinde Türkiye’de yayınlamakla görevlidirler. Söz konusu hükmün kamuyu aydınlatma yükümlülüğü çerçevesinde getirildiği ve mevcut olan yabancı şirketlerin finansal açıdan tanıtılmasının amaçlandığı söylenebilir.

SONUÇ

Görüleceği üzere Yeni TTK vakıfların ticari bir tüzel kişi değil ancak yorum ile tacir sayılabileceği yolu açılmıştır. TTK Kanunda Fabrika tanımına yer verilmemiştir. Ticaret sicilinin tutulmasında gelebilecek kamu zararlarına karşı müseselsil sorumluluk esası getirilmiştir.Resmi defterleri ve kayıtları belirlenen usul ve esaslara göre saklamayanlara veya ibra etmeyenlere 200 günden az olmamak üzere adli para cezaları öngörülmüştür.TTK hükümlerine göre tutulması gereken defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri notere yapılması öngörülmüştür.A.Ş Bilanço zararlarında yasal yedekler ile ilgili genel kurulun yapılması zorunlu olmuş, genel kurul yapılmaması durumunda şirketin sona erecegi vurgulanmaktadır.Yabancı şirketlerin Türkiye’de açacakları şubeleri için Ticaret bakanlığı izini alma şartı kaldırılarak bürokrasinin azaltılması yoluna gidilmiş yabancı şirket şubelerine şeffaflık açısından kurulması cazip hale getirilmiştir.Yabancı şirket şubeleri için finansal tablolarını 6 ay içinde yayınlama zorunluluğu da getirilmiştir.Borçlanma yasağına ilişkin düzenlemeler ile sermaye taahhüdü dahil, birçok iş ve işlemde ortaklarca şirket kasasının kullanımı, kişisel harcamaların bu kanaldan yapılması ve şirketten para çekilmesi engellenmektedir. Bu işlemlerin gerçekleştirilmesi cezai yaptırıma da bağlanmış bulunmaktadır. (Madde 358, 395 ve 562) İşletmelere, ticari defterlerini tutarken ve finansal tablolarını düzenlerken Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına (TMS/TFRS) uymak ve uygulamak zorunluluğu getirilmektedir.
Gerçek ve tüzel kişiler gerek ticari defterlerini tutarken gerekse bireysel ve konsolide finansal raporlarını düzenlerken Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TMS/TFRS) ve standart yorumlarına (TFRSY) uymak ve uygulamak zorunda olacaklardır.İşletmeler 01/01/2013 tarihli açılış bilançolarını Yeni Türk Ticaret Kanununa göre düzenlemek zorundadırlar.Tacirler, 31/12/2012 tarihinde hazırlayacakları bilançolarını, TMS/TFRS’ye göre düzeltmek ve düzeltilmiş bilançolarını 01/01/2013 tarihinde açılış bilançosu olarak ticari defterlerine ve finansal tablolarına geçirmek zorundadırlar.Yeni TTK ticari işletmelerin hukuksal varlıklarının devamı için herşeyden önce dürüstlük ilkelerine bağlı kalması adına statülerini daha şeffaf bir yapı içerisinde devam etmeleri konusunun ağırlık kazandığı da görülmektedir.